SohbetForum
08 Eylül 2010, 14:24:45 *
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt  

Sayfa: 1 2 3 [4]   Aşağı git
Yazdır
Gönderen Konu: HAYATA DAİR...  (Okunma Sayısı 619 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #45 : 27 Temmuz 2010, 23:40:13 »


Hayatla röportaj yaptığımı gördüm rüyamda.


"Benimle röportaj mı yapmak istiyorsun?" diye sordu Hayat.

"Zamanın var mı?" diye sordum.

Gülümsedi ve ‘’ Benim sonsuza kadar zamanım var.’’ dedi.

Ne sorular var yüreğinde? İnsanlarla ilgili en çok neye şaşırıyorsun? Diye sordum.

Hayat basladı anlatmaya:

"Çocukluktan sıkılıp büyümek için acele ediyorlar, sonra yine çocuk olmanın özlemini duyuyorlar.
 
Para kazanmak için sağlıklarını kaybediyorlar, sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını kaybediyorlar.

Gelecekle ilgili edişelenmekten şimdiyi unutuyorlar. Sonra da ne şimdiyi ne geleceği yaşayabiliyorlar.

Deneyim iyi bir öğretmendir diyorlar, ama deneyimin faturasını ödemek istemiyorlar.

Hayatlarını kazanmak için eğitim alıyorlar, ama yaşam ustası olmayı bilmiyorlar. Bu nedenle de, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç yaşamamış gibi ölüyorlar."


Hayat elimi tuttu sıkı sıkı... Bir süre sessiz kaldık, birşey konuşmadık. Sonra derin bir nefes aldım. Ona, insanların neleri öğrenmelerini istediğini sordum.

Hayat yanıtladı:

"Hiç kimseyi seni sevmeye zorlayamayacağını, yapabileceğin tek şeyin seni sevmelerine izin vermelerini isterdim.

Affetmenin affederek öğrenilebileceğini öğrenmelerini isterdim.

Başkalarıyla kendilerini kıyaslamamayı öğrenmelerini isterdim.

İki insanın aynı şeye bakıp farklı şeyleri görebileceğini öğrenmelerini isterdim."

Zengin insanın en çok şeye sahip olan değil, en az şeye ihtiyaç duyan insan olduğunu öğrenmelerini isterdim.

Bir sevecen yüreği derinden yaralamanın bir anda olduğunu; ama iyileştirmenin çok uzun sürdüğünü öğrenmelerini isterdim.

Hayata pozitif bakmanın yaşama sevincini bir kat daha artırdığını öğrenmelerini isterdim... ''


Hayat derin bir nefes verdi. Hayatın nefesi kelimelere dönüştü.

"Söylediklerimi yüreğine kaydet.’’ dedi. Söylediği cümleyi yüreğime kaydetmiştim..

"Başkalarını affetmek yeterli değil, kendini de affetmeyi öğren".

Yüreğim kuş gibi hafiflemişti. Son olarak bir soru daha sordum '’ Hayat benden ne istiyorsun? ’’ dedim usulca..

Bütün odayı beyaz bir ışık kaplamıştı ve hayat yanıtladı.

"Senin kendin olmanı istiyorum, yoksa başkası olurdun. Sana bugün ihtiyacım olduğunu bil, yoksa bugün benimle olmazdın. Kendi eşsizliğini ve biricikliğini bil; çünkü ben kendimi tekrar etmeyecek kadar yaratıcı ve zenginim. Ve gerçekten tek değerli olanım. Değerimi bil."

 
 
 
Logged

Reklam Alanı


tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #46 : 29 Temmuz 2010, 14:15:14 »


 Cicek
Bill Gates yalnızca dünyanın en zengin insanlarından biri olarak anılmıyor. Aynı zamanda gençlere ve eğitime verdiği destekle de biliniyor. Aşağıdaki öneriler kendisinin çeşitli zamanlarda gençlere yaptığı konuşmalardan derlendi.
 
Hem yatırımcı hem de bir hayırsever olarak edindiği tecrübeye dayanarak söylenen bu sözler sırf "Bill Gates söyledi" diye bile akılda tutmaya değer.



*Hayat adil değil, buna alışsan iyi olur.


*Dünya senin kendine saygınla ilgilenmez. Dünyanın ilgisini asıl çeken şey, senin kendini iyi hissetmek için ne yaptığın olacaktır.


*Liseden mezun olur olmaz yılda 60 bin dolar kazanacağın bir iş edinemezsin.
Öğretmeninizin gerçekten sert biri olup olmadığına karar vermek için, bir patronla tanışana kadar bekleyin.

*Çakılıp kaldığınızda bu ailenizin suçu değildir. Hata yaptığınızda sızlanmak yerine, onlardan ders alın.

*Siz doğmadan önce, ebeveynleriniz için hayat şimdiki kadar sıkıcı değildi. Yollarını sizin faturalarınızı öder, çamaşırlarınızı yıkar ve size nasihat ederken yeniden çizdiler. Bu yüzden yağmur ormanlarını ebeveynlerinizin ait olduğu neslin parazitlerinden temizlerken, kendi odanızı derli toplu tutmayı da unutmayın.

*Okulunuzda da kazananlarla ve kaybedenlerle karşılaştınız. Gerçek hayattaki karşılaşmalar böyle olmayacak. Kimi okullarda sınıfta kalan öğrenciye defalarca yeni fırsatlar verilir dersini geçmesi için. Ancak gerçek hayatta durum böyle değildir.

*Hayat sömestrler halinde yaşanamaz. Bütün yaz boyunca tatil yapamazsınız ve çok az işveren size kendinizi bulmak için yardım etmeye hevesli olacaktır. Bu yüzden zamanınızı iyi kullanın.

*Televizyon gerçek hayat değildir. Gerçek hayatta insanlar kafelerden kalkıp işlerine gitmek zorundadırlar.

*İnek arkadaşlarınıza iyi davranınız. Bir gün onun çalışanı olabilirsiniz.


Logged

tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #47 : 31 Temmuz 2010, 11:31:20 »





 Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye.
Önce müthiş bir acı duydu dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya...


Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü...
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu...


" Dudağı yarıklar " denir;
Şanslıdır onlar. Hani...
Görüp de gökyüzünü , insanı,
Oltadan son anda kurtulanlar.


Ne çare balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu.
Küçük istavrit anladı yolun sonu...
Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa, şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende...
Cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu
Minik yüzgeci.


İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine.
Yavaşça karardı dünya,
Başı da dönüyordu.
Son bir kez düşündü derin maviyi,
Beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu...


İşte tam o anda eğilip aldım onu.
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret.
Sade bir törenle, saldım denizin sularına.


Bir an öylece bakakaldı
Sonra sevinçle dibe daldı.
Gitti tüm kederimi söküp atarak.
Teşekkürü de ihmal etmemişti...
Bir kaç değerli pulunu
Elime, avuçlarıma bırakarak...


Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme.
Sorar gibiydiler, '' neden yaptın bunu, niye? ''
" Bir gün '' dedim...
'' Bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz,
Son ana kadar hep bir umudum olsun diye... "
Logged

tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #48 : 20 Ağustos 2010, 03:38:47 »





YAŞAMIN FISILTISINI DİNLE!

Genç bir yönetici, yeni Jaguar 'ı içinde kurulmuş,  biraz da hızlıca,  bir mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan bir çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına vermişti.


Bir şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı, ama aracı durana kadar geçen mesafede yola çocuk fırlamadı.  Bunun yerine, yepyeni arabasının yan kapısına büyükçe bir taş çarptı.  Adam hızlıca frene yüklendi ve taşın fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.  Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu kaptığı gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı. Bunu yaparken de bağırıyordu:

- Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri?  Bu yaptığın ne demek oluyor?  O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın o taşın mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek zorunda kalacağım. Neden yaptın bunu?


Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi.

- Lütfen amca, lütfen kızmayın.  Ben çok üzgünüm, ama başka ne yapabilirdim bilemedim.  Taşı attım, çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı.
Çocuk, gözlerinden süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın arkasına işaret etti.

- Abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı,  tekerlekli sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.


Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama sordu:

- Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir misiniz?
Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.


Genç yönetici ne diyeceğini bilemez halde boğazındaki düğümden yutkunarak kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp, çeşitli yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye çalıştı. 


Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,  abisinin tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun ardından bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve yol ona çok uzun geldi.


Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür şekildeydi, ama adam orayı hiç bir zaman tamir ettirmedi.

Oradaki izi, şu mesajı hiç unutmamak için sakladı:

Hiç bir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek için birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme! Tanrı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu dinlemek için vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.


Fısıltıyı dinle veya taşı bekle. Seçim senin...

Logged

tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #49 : 22 Ağustos 2010, 20:07:06 »


ÜSTÜN VE SEÇKİN KİŞİ OLMAK

İnsanın "üstünlük" haline varmasının, "bayağı" insan olmaktan çıkıp "seçkin" insan olmasının yolu "akıl"dır.
Konfüçyüs, öğrencileriyle ya da kendisinden "akıl" soran yöneticilerle yaptığı konuşmalarda "üstün insan - seçkin insan" tanımları getirir.


Seçkin ve üstün olmak için "gerçeği" görmek gerekir:

"Sabah erkenden gerçeği görmek ve o günün akşamına ölmek... Bir insan için hiç de kötü bir durum değildir bu..."

Konfüçyüs, "seçkin insan"nın kaçınması gereken üç şeyi anlatır: "Bana ayıp gelen, bana bayağı gelen, bana tehlikeli gelen üç şey vardır:

Kim ki gençliğinde öğrenmek için kendini yormazsa, onun ihtiyarlığında da öğretecek bir şeyi olmaz.. Bunu ben ayıp sayarım.

Kim ki memleketinden ayrılır ve uzakta bir hükümdarın hizmetinde başarı kazanır, sonradan eski tanıdıklarından birine rastlar ve eski günlerinden edilecek bir söz bulamaz... Bunu bayağılık sayarım.

Kim ki aşağı insanlarla düşüp kalkar ve saygıdeğer insanlara yaklaşmaz... Ben bunu tehlikeli görürüm.."


Üstün insanı, bayağı kişilerden ayıran üç özellik vardır:

"Adamlık onu basit acılardan kurtarır. Bilgelik onu anlamsız kuşkulardan kurtarır. Kararlılık onu gereksiz korkulardan kurtarır."

Seçkin insanın kaygıları ve "farklı" utançları vardır. Konfüçyüs şöyle anlatır:


"Seçkin insan üç şey için tasalanır:

Bir şeyi henüz öğrenmemişse, onu öğrenemediği için tasalanır.

Bir şeyi öğrenmiş ama tam benimseyememişse, bunun için tasalanır.

Bir şeyi öğrenmiş, benimsemiş ama henüz uygulayamamışsa, bunun için de tasalanır.


Seçkin insan beş çeşit şeyden utanır:

Uygun fikri olup da, bunu aktarmak için doğru ifadeyi bulamamışsa utanır.

Gereken sözü ve ifadeyi bulup da sözüne uygun davranamamışsa utanır.

Bir değerli şeyi elde edip kendi yanlışı yüzünden kaybetmişse utanır. Toprağı, mülkü olup da ona göre halkı olmamasından utanır.

Gücü kendisinin gücüne denk olan bir hasmının başarı bakımından kendisini geçmesinden utanır."

Konfüçyüs'ün "üstün insan-seçkin insan" tanımlarını dinleyen öğrencileri de kendi görüşlerini söyler.

Birinci öğrenci: "Üstün insan önce güven kazanır, ancak ondan sonra emrindekilere iş yükler. Eğer güven olmadan iş yüklerse, emrindekiler bunu zulüm sayar. Üstün insan önce hükümdarının güvenini sağlar, sonra itiraz eder. Eğer güven sağlamadan itiraz ederse hükümdar bunu isyan sayar."

İkinci öğrenci: "Üstün insanın kötülüğü tıpkı Güneş ya da Ay'ın tutulması gibidir. Üstün insan bir hata yaptığı zaman bütün insanlar onu görür. Hatasını düzeltince de, insanlar yeniden başlarını kaldırıp ona bakmaya başlarlar."
Logged

S_onsuzum_
Yeni Üye
*

Rep: 18
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 75



« Yanıtla #50 : 23 Ağustos 2010, 00:43:00 »

sevgili tülvent ne kadar akıcı ve birbirinden güzel yazılar okuyorum.kaleminize yüreğinize sağlık.yüreğiniz susmasın hiç susmasınki kaleminizden kağıda kağıttan sofoya ve bizlere ulaşsın.
Logged

yasadıkça düzelmiyor hayat..
tıpkı yaslandıkça büyümedigi gibi kisinin..
tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #51 : 23 Ağustos 2010, 22:08:43 »



Canım benim, nitelikli yazılar yazmaya ve bulmaya çalışıyorum, onların size ulaşması ve okunur olması da büyük mutluluk tabii. Teşekkür ediyorum sevgili S_onsuzum_ 

Altında imzam olmayan alıntıdır, tamam mı...  ye*
Logged

MaRaL
Moderatör
*

Rep: 1512
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 4996



« Yanıtla #52 : 24 Ağustos 2010, 11:10:18 »

Bu güzel sayfaların arasına bunu da ekleyelim mi tatlım..? Gülümseme

Çok zaman önceydi.
O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.
Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.

Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.
Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.

Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;
Ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya
kadar yaşadı.

Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.
Bu günü eline yüzüne bulaştırdı... Mutsuz oldu insan.

Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı;
Ama bugünü hiç yaşayamadı.
Ne yarın ne de dün!
Logged

tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #53 : 26 Ağustos 2010, 15:39:50 »



Depreşti yaralarım yine...

HARİKAYDI MaRaL' ım! yazik
 Gül1


'' .....
Ve ne gariptir ki;
Yarının telaşını da, dünün pişmanlığını da...
Hep bugün yaşadı;
Ama bugünü hiç yaşayamadı
Ne yarın ne de dün!... ''
Logged

tülvent
Moderatör
*

Rep: 956
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 6153



« Yanıtla #54 : 01 Eylül 2010, 07:27:13 »



Görünen o ki, Türkiye'de siyaset artık şu temel ayrıma dayanarak belirlenecek: Ya çözümsüzlükleri "idare etmek" ya da çözümü yönetmek! Her iki taraf da sandıkta kaybeder! Ama sadece ikinciler sayesinde ülke kazanır.

Ne zaman "beni anlamıyorlar ya, ona yanıyorum" diyen birini görsem, içimden ya da dışımdan şu soru geçer: Sen kendini anlamaya yanaşıyor musun? Buna niyetin var mı?

***

"İsa dedi ki, âlemi tanıyıp da kendi nefsinden cahil olan, manevi makamdan da mahrum olur." Toma İncili'nden. Kabul edilmemiş, yani kanonik sayılmamış İncillerdendir. İslam tasavvufu ve irfanına çok yakın bulunur.

***

Adamın sürekli kaybolup duruşunu ve onu seven kadının özlemle bekleyişini anlatan Zaman Yolcusunun Karısı filminden çıktığımda... Zihnimde bir kez daha şu düşünce dallanıp budaklanıyordu: Aşk beklemektir! Ya da Roland Barthes'ın söyleyişiyle "âşığın kaçınılmaz kimliği yalnızca budur: Bekleyen!"

***

Beklemek dünyanın verili düzenine direniştir... Ama aynı zamanda bir hipnoz halidir beklemek. Kıpırdayamazsın! Durumunu, yerini değiştirmeye kalktığında üzerine çöken ağırlık seni vazgeçmeye yöneltir.

***

Hayır! Hep özlem ve bekleyiş açısından bakmak doğru fakat kısır kalabilir. Oysa bambaşka bir yere de pencere açıyor Zaman Yolcusunun Karısı filmi!..

O da şu: Aşk imandır! "Dinden dönene" ya da sonsuza kadar! Filmin kadın kahramanı Clare 6 yaşındayken de 40 yaşındayken de sevdiği adama inandı. Evet, isyan etti zaman zaman. (Filmin afişlerinde öykünün içeriğine göre biraz çiğ kalan "kaybolmayan koca istiyorum" lafı bundan!) Çoğu kez beklemekten yoruldu Clare. Yalnızken ürktü, korktu. Ama sevgilisinin yalan söylemediğinden, gerçekten bir "zaman yolcusu" olduğundan hiç kuşkulanmadı.

***

Laboratuar ortamında küçük çocuklardan, renk skalası içinden tercih yapmaları istendiğinde her defasında ilk tercihleri sarı renk oluyormuş. (Primary Colours, A. Thereoux) Desenize, sarışın kadınların gördüğü rağbet bundan! Erkeklerin içindeki "koca bebekler"e hitap ediyorlar!

***

Facebook ne işe yarıyor? Onca duvar yazısı, onca video, onca iddialı laf... Ne kadar ırkçı olduğunun pek farkında olmayan ırkçı arkadaşlarımızın ne çok olduğunu, faşizmin bu toplumda nasıl sıradan bir şey olup çıktığını net biçimde anlamaya yarıyor.

***

Facebook ne işe yarıyor?.. Kalabalık toplamanın davayı haklı kılacağına inanan, en çok taraftar toplayanın en haklı olduğunu düşünen yaşı olgun zihni ham insanların ne kadar fazla olduğunu anlayıp karamsarlığa kapılmaya yarıyor.

***

İnanmak ile inandırılmak ne kadar farklı şeyler Yarabbim! İkincisi aşkta da meşkte de sadece taklitler üretiyor.



H. Babaoğlu
Logged

Sayfa: 1 2 3 [4]   Yukarı git
Yazdır

SohbetForum.Com Etiketler
HAYATA DAİR...

Gitmek istediğiniz yer:  

Parça Kontör Siteniz kontör parça kontör turkcell kontör avea kontör kontor parca kontor vodafone kontör turkcell parça kontör parça kontör bayilik parça kontör fiyatları parça kontör yükle
MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu!
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 21 Sorgu ile Oluşturuldu